Ömer Alkan

Beni başkalarının deyimiyle tanıtayım, kendiyle konuşan diyorlar bana. Tanıdık gelmiştir sanırım, gözünüzün önüne zihin çeperinizde hazır kıta bulunan o figürü getirebilmişimdir umarım. İki türlü de tanıdık gelecektir, ya kendiyle konuşansınızdır ya da kendiyle konuşan bulduğunda fırsatı kaçırmadan üstüne atlayıp tepinen. Hangi türden olursanız olun, bilindik gelmiştir sıfatım. Geçen her günkü sıradanlığıyla, kulağımda müziğimle, topuk vura vura tepinirken konuşuyormuşum kendimle; Nadide teyze görmüş beni balkonda ve şimdi karşımdalar işte. Annem, o ve bilmem kim teyze aldılar beni karşılarına, dinle, dinle… Ne deliliğim kaldı, ne kontrolsüzlüğüm, ne de kendini bilmezliğim.

Ben de sıkıldım ve odama geçmeden, daha karşılarındayken, her günkü sıradanlığıyla müziğin kaynağı kulaklığı tutuşturdum kulağıma. Ki bilen bilir, bu sıradan akışın içinde, müziğin aşırılığına girdiğinde, günlerdir tekrar eden aynı müzik bile olabilir, bu günlük sıradan müzik aktivitene giriştiğinde “sıra dışılık” karın boşluğundan kalkar, göğsünün soluna doğru vurur ve oradan da tüm vücuduna sıcağı yayılır. Bu sıradanlığın içinde “kendini bilmez” bir kopukluk bulunur ve bu da işin sıradanlık hanesine yazılır. Her aşırılık, ister istemez, ama bile bile sıradanlığa kapılır. Ama ben şimdilik müziğin aşırılığında yoğruluyorum ve sıradanlığa küfürler ediyorum, içimden ayıplanacak ve bir ev sahibine yakışmayacak şeyler söylüyorum.


Ne diyordum, Ömer adım ve ismim sonrasında çevredekilerin zihninde kendiyle konuşan diye bir sıfat belirir. Halbuki bilmez kimse o sırada ben neyim ve karşımda konuştuğum kimdir. Kimin umrunda, sıfatı yapıştır, Ömer the Kendiyle Konuşan, işte şimdi her şey daha kolay, nedenle, acabayla kim ilgilenir… Kimse bilmez. Müziği taktığım gibi kulağıma, sahnenin orta yerindeyim ve resitalin en gerekli öğesiyim. Karşımdakiler ise Nadide teyze gibiler, kendi bilmez ama. Nadide teyze ne güzel kadındır belki bunu bile bilmez kendisi. Siz onu beş on sene önce görecektiniz. Ben gördüm ve o günden bu yana onun o anki haline gösteriler düzenliyorum, gitar soloları atıyorum, doğaçlamalarla seyircimin gönlünü fethediyorum.

Kendiyle konuşan diyorlar bana, desinler, ama sen deme Nadide Teyze, seninle konuşuyorum. Bir şarkı girdi mi kulağıma tüm hararetiyle, bir hedef belirliyorum, bilinçsiz. Ne idüğü belirsiz bir “sıradanlık” haliyle hedefime odaklanırken buluyorum kendimi. Ki bu namlu nedense yüzde altmış sekiz ihtimalle sana yöneliyor, öylece hayaller görüyorum, bolca çalıyorum. Ama seyirci kitlem kendilerine hitap etmemden hoşlanır, ara sıra konuşuyorum onlarla. İyi müzisyen kitlesinin gönlünü alır, bu alkışlara layık olmadığımı söylüyorum, ne kadar değerli olduklarından bahsediyorum, falan filan. Seninle konuşuyorum Nadide, hani küçükken söylememe izin verdiğin gibi, Nadide, tek gerçek bu. Seninle konuşuyorum.

Anlamadım Nadide, yüzde altmış sekize mi takıldın, beğenmemiş, yeterli görmemiş bir yüzle bakıyorsun bana. İstatistik üzerine kafa yormuş biri olarak şunu söyleyebilirim sana, oldukça iyi orandır, hem de oldukça. Bir psikolog böyle analitik hesaplara girmez ama, sanırım o da hak verecektir. Bir tarafsız psikolog seç ve soralım, beni destekleyecektir eminim ve oğlum takıntı yapmışsın diyecektir. Pek tabi, seviyorsan git konuş demeyecektir, onun görevi olur böyle şeyler demektir. Geçer diyecektir. Sonuçta bir psikologdur ve bir psikolog bu “olur böyle şeyler” sözünden başka ne demektir… Söyleyin bana, bir psikolog ne demektir…

Kendimle konuşuyorum ve gururluyum, “Siyahım ve Gururluyum”, Nadide teyze sana diyorum, içinizdeki İrlandalıyım ve gururluyum, yani sizin elit Avrupai çevrenizin kabullenemeyeceği bir oyuncuyum ama gururluyum. Dünyamı kurdum ve oynuyorum, sonuçta insan niye konuşur ve nasıl konuşur, oyun için konuşur ve oyun için sahada en az iki kişi bulunur. Konuşuyorum çünkü siz varsınız, konuşuyorum çünkü karşımda Nadide seni buluyorum. Bana dönüp konuştuğunda ise nasıl mutlu oluyorum… Ama gerçeğinin yüzüne tüküresim geliyor, uyarma beni artık büyüdüm ben. Ben bu elit çevrenin eğitilmiş İrlandalısıyım, ulu orta tükürmemek gerektiği bilgisiyle büyüdüm ve biliyorum. Büyüdüm ben, sen kabullenemesen de, kocanın seni terk etmesiyle tüm erkekleri küçümseyip görmezlikten gelsen de, büyüdüm ben. Erkeğim ben diyorum sana. Ama midem kalkmış bir kere, gidip lavaboya bir tükürüyorum. Ardına koca bir oh diyorum.